31 Ekim 2013 Perşembe

Beni Bu Gezegenden Alın

Alın beni bu gezegenden, deli bir yere bırakın...


Geceleri aklınızda olan ilk şiirin bir iki kelimesi arasına sıkıştırın beni, orada soluyayım, söz rahatsız etmem.
Islak şehrin, sırılsıklam kaldırımlarına,
Arabesk parçanın bir sonraki gelecek notasına,
Sokak levhalarına, 
Bir kedinin miyavına bırakıp, gidin beni.


Bağırarak konuşurken duyulmamak çok tatsız bir duygu....
         
 
                                                                          
 Uzun cümleler sarf etmek hayal gücünüze bile ağır geldiğinde, omuzlarınızdaki ağrının hafif bir rüzgara maruz kalma olmadığını daha iyi anlıyorsunuz.

Kişiler hatalarını örtmeye, onlardan kaçmaya çalıştıklarında birden alternatif tıp uzmanı kimliklerine bürünüyorlar. 

- Sen bir şey demiyor musun ?
+ ....
- Konuşsana.
+ Benim... Benim kalbim sıkıştı biraz.
- Sana öyle gelmiştir, yürümektendir. Otur, geçer.
+ ....

Herkes sevdiğine yardım etmek istiyor. Kırgınlığını gidermek istiyor, nedenler arıyor. Neden kimse '' Seni ben mi kırdım ?'' diye sorma duyarlılığında bulunmuyor ?
Dudaklarımızı zorla iki yana götürdüğümüzde o kıvrımlar arasındaki acı tadı görmek zor mu ?

Hepimiz yürüyen çığlıklarız, çığlıkların ete bürünmüş hali bedenlerimiz.

Ben çok korkuyorum.
Dokunmaya, konuşmaya... Dokunduğum yerde bir yarası varsa, iyileşmemişse henüz... Konuşmak istediğim konuda gözyaşları kurumamışsa henüz...


'' Hiç yakışık alır mı ? Nasıl karşılarlar ? demek yerine ''Ben nasıl hissederim ?'' diye sorabilseydik keşke...

 Sessiz biri olmaya iten insanlar mı genelde '' Niçin konuşmuyorsun ?'' sorusunu soruyorlar ?
Aslında iki yere birden cevap vermek oldukça zor.
İçeride - Kafamın ya da kalbimin, belki de ikisininde - konuşan bir ses var ve oraya kulak vermek nadiren ürkütüp, üzse de ses vermek, dışarıdaki seslere tepki vermekten daha cazip geliyor.

Çok bilindik bir örnekle ;

  ''Ben dünyadan ziyade kendi kafamın içinde yaşayan bir insanım. ''
                                                                                                      Sabahattin Ali 
                                      



Ben zaten yaşıyorum, rutin işlerim var, tekrar etmek zorunda olduklarım ya da en azından öyleymiş gibi hissettiğim.
Kendime, kendim olma iznini sınırlamaksızın verdiğim vakitlerde çoğunlukla - kendime yalan söylememeliyim, her zaman - yalnızım.
Normal dediğimiz nedir ki ? Hangi normal koydu normal olmanın kurallarını ? Ben neden uymak zorundayım ?

Şimdi, bugünden itibaren tekrar susacağım ve normal olmak zorunda hissetmeyen biri gelip, konuşturuncaya dek konuşmayacağım. 
Çünkü bir işe yaramıyor.


- Çarşamba ve Perşembe günleri aşk belirsizliği yaşamak için çok tehlikeli günler değil mi ?

+ Hayır, değil.              





Oysa tehlikeli günler vardır aşık olmak için, öldürmeyen, süründüren şarkılar vardır tehlikeli gecelerde ve bir de normal olmak istemeyen vardır; normal günlerde...