28 Ekim 2013 Pazartesi

İnce Bir Çizgi

İncecik bir çizgi, ipince...

Böyle anlarda nasıl bir çıkışa başvurduğunuzu ya da bir çıkış bulup - bulamadığınızı öğrenmek isterdim.
Binlerce saniyelik bir günün içerisinde gözlerimi yine başkalarının aşklarını okurken yakaladım.

Neden tüm Kafka'ları çaldın Milena ?

Avunmak için bir şeyler aradım.
Bu, maçın ilk yarısında üç gol yedikten sonra, son dakika umudu taşıyan bir taraftar umuduyla koyun koyunaydı. Evet, umutlar bile.

Zaten hep en yalnızlar sen, ben, biz değil miyiz ? 
Kim bu yalnız olmayanlar ? Neden bizden gibi, yalnız gibi davranıyorlar ? Yalnızlık bir mevki mi ki ?

İhanet ediyordum.
Kitabı, onların aşkını kafamı bulandırsın, oyalasın ve hatta başka kitaba geçmek için bir an evvel bitsin diye okuyordum.
İşte, ihanet duygusu kanımda dolaşıyordu. Neşeyle dolaşıyordu, biraz yabancılıkla.

Mutsuzlukla, iyi olmak arasında ince bir çizgi var.

Oldukça iyiydim. Buna mukabil ; iyi olmam, mutlu olmama bir yan eylem sağlamıyordu.Her gece olduğu gibi ruhumu, ruhumun acıyı sızdırır deliklerini korlarda 
közlediğim yetmezmiş gibi, bir de bilmediğim bir kuvvet orada isimsiz çocukları öldürüyordu. 

Ölen çocuklar, hep mi isimsiz anılırlar ?
''Ölü çocuk'' bu en trajik, en kahredici isim değil mi sizce de ?

Birilerinin burada bulunma olasılığı beni o kadar mutlu ediyordu ki, bir kaç kişi şu satırlarda biraz soluklansa, utanmadan kendime yazar  bile diyecektim.


Birazdan bir tuşa basacağım,
Bir yüz açılacak bana,
Kalbim bir daha o yüze,
O kalp belki yine dolacak umutla.

Neyse ki yarın Cumhuriyet Bayramı, belki bu tüm çirkin gerekçeleri bir kenara bırakıp - sadece bir zamanlık olsa bile - güçlü olmak için sebeptir.

Unutmadan!

İnce çizgilerin Cumhuriyet Bayramı, demokrasisi yok.
Hepsi başına buyruk birer firari. Hem de çok ince ,
Anlarsan.