2 Kasım 2013 Cumartesi

Kırmızı Elbise , Sessiz Kadın

Haziran rengi bir ölüm...


Hayatı anlamlandırmaya çalıştığım bir Haziran günü tüm defterlerim yırtıldı ve ben daha düzgün cümle kurmaya yeni yeni başlamıştım.
Kötü ve bir o kadar da gerçek bir öğretmen güçlü kalmayı öğretmek için tüm defterlerimi yırttı.
Hiçbir şey demedi. 
Konuşmadı.
Görmedi.
Yatıştırmadı.
Anlaşılmazdı.
Anlamayacak kadar küçüktüm çünkü, anlayamazdım. Söylemesinlerdi bu yüzden, söylemediler de. 

Herhangi bir günün, herhangi bir öğleninde taze yazı bilgim, sınırlı sözcük kapasitemle birkaç cümle yazdım.
Sessiz kadın gördü, sesini çıkarmadı.
Utandım.

Yazmasaydım dedim, üzülürse dedim, üzüldüm, sinirlendim, bir kez daha utandım, ağladım. 
O zamanlar yaptığım en iyi zanaat ağlamak olmuştu ; bilhassa isteyerek ya da istemeyerek, emin olamıyorum.




+ Yine mi onun için üzülüyorsun ?
- ...
+ Ne düşünüyorsun, söylesene.
- Küçük yaşta yine zoru başardı, onu düşünüyorum.
+ .... ?
- Haziran'da ölmek zor, zoru başardı.

Ben kırlarda koşmak, rüzgarlara kollarımı açmak, çimenlerde yuvarlanmak, düşüp, düşmemden kuvvet alıp tekrar koşmak istiyordum.
Uçurtmamı vurdular. Rüzgarımı kocaman bir poşette toplayıp, karanlık göklere saldılar sonra. Görmedim ama hissettim.

Çocukken her şeye inanmaya ihtiyaç duyuyorsun...

Sessiz kadına kızdım. Kimse bir şeye inandırmaya çalışmıyordu, inanacak sebepleri kendim ürettim ve yanlış bir biçimde sessiz kadına kızdım, daha çok kızdım.
Sessiz kadını kimse anlamıyordu.



Acının rengi kırmızıydı; kırmızı elbisede durup acıyı topladım.

Kırmızı bir elbise.
İnanır mısınız, on bir yıldır cennet kokar. Hiçbir gözyaşı kurumaz üzerinde. Kirlenmez, eskimez...
Melekler onu korumakla görevlendirilmiş olmalı.

Elinizde sadece kırmızı bir elbise, yeşil bir saç bandı kalmadan kaybetmemeyi öğrenmelisiniz... 





Şimdi bu elbisenin içi dolu olsa, olsa da bedeni bu kadar küçük olup, gözyaşıma sığmasa...
Saçlarıyla oynayıp, uykuya daldığını izlediğim günleri geri getirse elbisesi... En azından uykularım, rüyalarım...
Ben on bir yıldır güzel rüya görmek nedir unuttum mesela.
Rüyalarınıza, hayallerinize benim içinde sahip çıkar mısınız bu yüzden ?
Küslük, kırgınlık, terk etmek... Bunlar çok aptalca birkaç saçma sözcük olarak kalmalı.
Sarılıp, öpmeyi kalbinizin anayasalarına sokmalısınız artık.
Benim fırsatım olsa da sarılsam, defalarca öpsem de uyansa...

Sessiz kadının satırları beni yıktı, yaktı, diriltti ve bir daha ateş etti.


Sessiz kadını yıllar sonra anladım.
Onun için yazamadığım her satır yüreğimin dehlizlerinden çıkıp, kursağıma kuvvetli bir tekme atıp, gözümün pınarlarından kaçtı.

İçimde her nezarethane birer hapishane olmuş ve ben her ranzanın rutubetinde biraz daha sızlayıp, tutsak kalmışım. Kendi içime kendimi hapsetmişim senelerce.

Sessiz kadına sarılmak istedim, olmadı.
Konuşmak istedim, o da olmadı.
Yazmayı en başından beri hiç becerememiştim.
Sessizliğin, sessizliğim oldu, birlikte sustuk senelerce...

Sana kızdığım için, kandiller yanan yüreğini görmediğim ve hatta hiç bilmediğim için... Derin kuyularına başımı uzatıp, bakmadığım için beni affet sessiz kadın.

Ve...
Ben seni artık anlıyorum,
Susma...
Sessiz olma sessiz kadın...      

Olur da günün birinde denk gelirse, bunları hangi zamanda okursan oku, her yerel saatte, her zaman diliminde seni çok seviyorum sessiz kadın.
Güçlü olmayı öğrettiğin için teşekkür ederim.

Anne...

Bunları hiçbir zaman sana diyemeyeceğim, ama sen oku, olur mu ? 

''Ölüm toplasa da çiçekleri, çiçekte tohum biter mi ?''