1 Şubat 2014 Cumartesi

Umudum ( Hayali Sevgiliye Mektuplar )



Bitmeyen, tükenmeyen umudum, merhaba.

Yağmurlar penceremi okşayarak melodisini duyuruyorlar sabahımda. Islanmış bir serçenin titrek kalbini taşıyor buğular ya da ben fazla hayalperestim.
Serçenin hikayesini anlatıyorum yağmur damlalarına. Şu saatten sonra erkek kardeşiyle yarışan hırslı bir kız gibi daha hızlı akıyor damlalar. Çiçek bahçelerinde parmakucumda yürüyüşlerimi hatırlatıyor gülümseyişin... Dudaklarının kenarından akan cennet şelalelerine zarar vermeksizin, okşuyor gülümseyişin; yüz hatlarımı. Sevgilim... Yüz hatlarında seyahat etmek ömür boyu, bunlar ne güzel düşünceler. Şimdi tutunup saçının teline, umutlara göz kırpmak... 

Sevgilim... Sana bir sır vermeliyim şimdi. Bu insanlar değer veriyorken tablolara, resimleri inceliyorlarken hala... Biz bu sessiz ve yağmurlu şehrin ara sokaklarında susuyorken. Kirpiklerin sevgilim, en muazzam resimleri çizecek fırça; kirpiklerin. Her açılıp kapanışında bin bir türlü şükredişler çiziyorlar yaşama. Bu tabloyu bulmasınlar, kapat gözlerini... Ya da ver, saklayayım kağıtlarıma. Yalnız bahçedeki köpeğimin biraz yaşlı gözleri bilsin, gece kaçıp, sırlarımı anlattığım denizin ufak taşları, doğa adını verdiğim yıldıza anlattığım hikayeler, sonra sonra güneşin o kırmızıya çalan turuncusu... Doğa bilsin seni bir, bir de ben. Doğamsın sevgilim, gelsene...   
Pikapta kırık bir plak var. Nasıl o hale geldiğini hatırlamıyorum. En son parmak izlerin var diye dokunmaya kıyamamıştım. Günlerce elbet bir gün buluşacağız dedi Zeki Müren. Müjganla eşlik ettik, ıslaktık.
Attila İlhan sevgilim, bizi yazmış diyorum bazen.
Bu trenler bu şehre umudu taşımak için mi yapılmış bilmiyorum ama ayrılıktan da söz edeyim istemiyorum. 
Belki birkaç çocuk dinler bizim bu bağıran sesimizi belki birkaç genç okur mektuplarımızı. Bir köprü altında dert olsun istemiyorum ayrılık sözcükleri. Umut taşıyor trenler, bavullarda sadece umut.

Umut... Umut gökyüzünde. Ve umudu yüklenmekten serçenin boynu düşmüş. Yaralı bir güvercin yaratmışız. Kuş gökyüzüne fazla gelmiş. Gökyüzü daralmış, gökyüzü yüzünden utanmış, gök yarılmış. İşte bu, bu bir kıyamet değil. Bu umudun bitişi, kırılışı, yıkılışı. Umudun kaçışı, umudun kaçırılmışlığı. Bu odanın böyle rutubetli olduğunu farketmemiştim. Annem işte, her damla gözyaşımı bıraktığımda fotoğraflarına dayanamayıp, kaldırmış. Renksiz kalmış duvarlar.
Oysa sırf severim diye uçurtma resimleri çizmişti babam duvarlara, bir gökkuşağı çizmiştim. Gökkuşağında bir renk eksik olduğunu seni tanıyınca anlamıştım. Bu oda duygularıma sızıydı, sızıyordu. Umut artıyordu, sevgim çoğalıyordu. Şimdi bu rutubetten terk edilmiş, güneşin sırt döndüğü oda romatizma sızısı. Kalbin romatizması oluyor mu sevgilim ? 

Bir şarkı dinliyorum. Çağımız psikiyatrileri bu hallere depresyon denilen bir isim layık görmüşler, gülümsüyorum. Bunun adı bilinçlenme olmalı. Çünkü biz kaçtığımızda en çok kalabalıklardan içimize sığınırdık, biz sıkıldığımızda seslerden şiir kitabımızın mısralarında uyurduk, yorulduğumuzda uzanırdık sokak köpeğinin yanına. Bu mahalledeki tüm ayıplayıcı teyzeler biliyor mu sevgilim, ben ilk defa seninle bir köpeğin kalbindeki acıyı bölüşmek isterken, gözlerine şarkılar söyledim. 
Şarkı hala devam ediyor. Ayrılık diyor. Acıdan geçen şarkıların kucaklarında hiç umutluk yer yok mu; umudum ?Gitmek... Yalın ayak güneşin yaktığı kumları ezerek, iliklerine değinceye kadar ısıyı hissederek gitmek. Gitmek bir lüks değil sevdiğim, bunu en çok pencereme türküler getirdiğinde senden öğrendim. Senin bir ruhun var, bulutlardan resimler çizer gibi. Sözcükler senden sonra gelmiş bu gezegene.
Ben umudum... En çok yıldızsız bir akşamda tavanıma rengarenk yıldızlar çizdin diye umut dedim sana. Çocukluğumu hatırlattığın öğle saatlerinde, takıldığım taşlar sayesinde yerdeki uğur böceğiyle burun buruna gelme şansını seninle yakalayıp, en derin köşeme tablo yaptım diye sevdim seninle olmayı.
Sabahları serçelerin sesine şarkılarla eşlik eden yorgun, bezgin, öpülesi sesin var diye uyumak istedim en çok ve sonra uyanmak.
Yorgun cennet kuşları sesine konmuş, dinlenmeyi, sevilmeyi, öpülmeyi bekliyordu doğam... 
Sende bir göz var, kainat misali. Ne kadar mutlu son diye biten masal varsa, sonsuzluğu gözlerine gizlenmiş sanki.
Sevgilim.... Bu şehirde en çok sabahları uykuyu seviyorum. Gece usulca başını dayıyor omzuma, tam da burada bir ağırlık çöküyor gözlerime. Sabahın... Ve sabahın insanlarının koşuşturmacası başlarken, ben gözlerimi kapatmış senden masallar dinliyorum... Avuçlarım hep yumulu. Masallar... Masallar hele ki senin sesindense, yumulu avucumda senin için sabah güneşi biriktirdim.
 Mutlu kal sevgilim, hepsini alabilirsin...
 Benim gözüm. Benim gözüm ve ellerim, bir sonraki güneşe sen umuduyla hasretler... Güneşlerimi kullan sevgilim,umudum kal...