19 Haziran 2014 Perşembe

Neredesin Süveyda ? Hangi yanlış kalpte ?



Ölmek için güzel bir akşam gibi görünüyor
işte sırf çirkinlik olsun diye keyifle yaşamayı tercih edesim geliyor.

'' Tanrı'nın en büyük hayal kırıklığı biziz. O' da bizim hayallerimizi yıkıyor '' demişti.

Elbette öyle düşünmüyordum ama bu fikir de hoşuma gitmemiş değildi. Çok sordum, sorduk, yorulmadık mı ? Yorulduk.

Neden ben ?
Neden ben değil ?

Denize bakmadığım bir gözle bakmayı öğretti  Haziran bana. Haziran ne çok şey öğretti...
Deniz olsam kendimi boğardım; kendi içimde. Ya deniz olsaydım Allah'ım, ya gökyüzüne aşık olsaydım ? Benim böyle içime içime üzülüşüme, içime içime konuşmalarıma gök üzülür, dolardı. Yağardı üstüme, içime... Allah'ım derdim o zaman, beni seviyor, bana geldi.
Ama ya deniz olsaydım ? Martı olmayı dilerdim o zaman. Bırakıp da kendimi varamazdım gökyüzüme. Gök, yüzsüzlüğüm olurdu, bağırır bağırır duyuramazdım sesimi. O zaman ağlardım. Aman Allah'ım, o zaman ne kadar da çok ağlardım. Hem derinliğim artardı, çabuk boğulurdum kendimde. Mitoloji derlerdi, inanmazlardı. Keşke mitoloji deselerdi.
''İnsansın, imkansız '' dediler, '' saçma... '' Umut beslediğim değerleri ne de kolay yoksayıp, unuttular. Öyleyse tekrar keşke ...
Keşke şair olsaydım. Çok güzel şeyler anlatırdım. Acıyı da güzel anlatırdım. En iyi bildiğim kuşkusuz buydu. Şair olsaydım, şiirin biz olduğumuzu anlatırdım sokaklarda cesurca.
'' Şiiri sokakta aramayın! Şiir sizsiniz, hepimiz filmiz, güzeliz, güzel filmleriz '' diye bağırırdım.


O da bana Tomris Uyar gibisin, derdi.
'' Kim şiir yazacak olsa, ismini geçirir mutlaka bir cümlede, sanki sen olmazsan şiir olmayacak, sanki seni yazmaya mecburlar gibi. Ama sen... Bekle! Turgut'un olup, uyacağım sana. ''

Hem acıya hem hükümete direnmeye devam ederdim ben de. 

Yan Anka, yan.
Zorla hayatı.
Zorla ki, zoruna gidene susma artık, yan.
Yan.
Sen yan Anka, hayatı çok zorla Anka,
daha çok yan,
küllerini dağıtırsın, birlik olur...
Yanacaksan sen yan Anka, başka yangın kalmasın.
Yanıkların güzelliğin olsun Anka, utanma,
bunu da unutma.



Ama hala neredesin süveyda ?
Bulamıyorsam, bulunamıyorsam, bizim bu ellerimiz terletip birbirini Edebiyat Dünyası'na bir katkı sağlayamıyorsa Allah bu hükümeti kahretsin.
Hapsolduğun cümlelerden kurtul, gel ne olur... İllegal bir sevgi doğuralım kendimize, çocuklarımız olur belki sonra, isimlerini Devrim koyarız.
Daha süveydamızı büyüteceğiz,
sevginin bahsini yapmıyorum bile.
Kalbinden öperim...
Süveyda...

15 Haziran 2014 Pazar

Burası Umudistan

Mümkünse eğer,
herkese bol güneşler...

Buraya gelebilen olsaydı keşke.
Göl kenarına oturup, su içen uçurtmalar gösterirdim onlara.
Burası kainatın bilinmeyen bir yeri. Yazı yazmak da kolay değil, yazı yaşamak da bilhassa. Burada mevsim iki türlüdür. Dört mevsime sahip olacak lüksü henüz göremedim. Şimdilerde en çok Yusuf'um. Keşke Ahmet Kaya haklı olmasa. Duvarlar konuşsa...
Mevsim Kış, ay Aralık, saat ayrılık... Aşk acısı olandan değil, olmayandandır demiş bir şair, ya da buna benzer bir şey, ben de başka bir şairden duydum. Çıldırmasaydım hatırlayabilirdim. Bunun için üzgün müyüm, bilmiyorum.
Teknoloji gelişti diyorlar ya, o da yalan. Hangi teknoloji zihinde koşup duran atları dizginlemiş ki ?

Saçmalıyorum.
Velhasıl;
benim uçurtmamı vurdular.
Uçurtmamı vurmaya 7 yaşımdayken başladılar. Tek geceyi aksatmadan yorgunluktan yorgun düşüp, uyuyana kadar dua ederdim. İtiraf etmeliyim ki, bir gün Allah'ın benimle konuşacağına, o da olmadı bir meleğini gönderip, benimle arkadaş edeceğine inandım. Senelerce yaptım bunu.
Büyür gibi oldum.
Evet, işte tam da o zaman uçurtmam vuruldu.
Bekler dururdum ya melek gelir diye, çünkü Allah benimle konuşmak istememiş, üstelik varolan bir meleği de almıştı. Galiba oralar daha güzel.
Ve önce bana, sonra diğer insanlara bu pislikle yaşamak kaldı.
Böyle kızmayı tüm suçu Adem'de bulan bir adamdan öğrendim galiba. Bulunduğum coğrafya hep ayaz.
Burada ölenler hep kendine kıyanlar. Burada kimse el kaldırmıyor çocuklara, çocukları öldürmek mi; haşa!
Burada en çok gökyüzünün bahsi yapılıyor, bir uyuşturucu bulduk, adına şiir diyorlar sizin dünyada.
Baş ağrıtan, düpedüz katil şiirler... Olmayan aşklar anlatılıyor, olmayan yerler... Öldürülmüş, bitmiş umuttan bahsediliyor. Birikimi insan gülüşlerinden yapmaya çalışıyoruz... Ne kadar göz içine bakamıyorsak, bir o kadar titriyor kirpiklerimiz iki rekat sevgi görmek için göz içlerinde...
Ne oluyor biliyor musunuz ?
Ölüyoruz.
Ah Şahrud! Ne kadar da ölmüştük, arkalarına bile bakmadılar.
Burada iki kişiyiz, 
yalnızlığım ve ben... Katil şiirler var bir de,
gelmek isteyen olursa diye söylüyorum,
arar/bulurdun gerçekten gelmek isteseydin...



Dünyanıza gelirsem, adımı uçurtma koyar mısınız ?
Rüzgara kapıldığım için değil, rüzgara karşı uçtuğum için sevebilir misiniz beni ?
Nasıl oluyor da sevmeyi dert edinmiyorsunuz, bir gün anlatır mısınız ?
Bir de, merak ederseniz Allah,
meleğini yolladı sanırım arkadaş olsun diye...
Henüz ben de görmedim ama sesini duyuyorum.

14 Haziran 2014 Cumartesi

Sen Oldum Dün Gece


Dün gece seni çok aradım.
Kalabalıklarda,
 tek kalmışlıklarda,
kendime bile baktım orada mısın diye. 


Yanımda yürüyordun tekrar. Elimi nereye uzatsam, benim olacakmış gibiydi. Dün gece aydınlatan bir ışıkla yanımda yürüdün.

Sonra aklına çıkmak bilmeyen huzursuzluklar geldi, birini bekliyordun... Gelmiyordu.
Ağlattı seni. Ağlayacağım dedin, ısrar ettim. Yaparsan, ikimizi de kimse tutamaz dedim. Yüzünü koydun yere, dolu dolu gözlerini kaldırdın. Kaldırsaydın. Dolu bakışlarını da bana yönelttin.
" Elimden bir şey gelmiyordu, ben de ellerini aldım ellerim arasına " yazmıştım senin için. Galiba 3 sene kadar oldu. Unutmuşum. Ellerini alamadım da bu sefer ellerim arasına. Anlayacağın elimden bir şey yine gelmedi.
Arkan dönüktü.

Fırsatmış gibi bu, kalabalığa sürtünerek, omuzlarımı acıtarak gittim oradan.
Ağlarken bıraktım seni.
Kaçarken birini gördüm. Tüm yüklerimi, çantalarımı aldım ondan...
Sanki seninle yürürken tüm yüklerimi emanet etmiştim birine, keşke satılabilseydi. Geri almak zorunda kaldım.
Dedim ki sonra ; sen gitsene, ben birine bakacağım...
Bir saniye beni arar gibi olsan, bana öyle gelse, koşup gelecektim yanına...
Özür dilenecektim senden. Sevgi dilenciliği gibi...
Bakamadım.
Duvarlar vardı arada.  Şiddetli bir deprem olsaydı keşke, keşke o duvarlar yıkılsaydı da sadece ben kalsaydım altında. Tek bir habere bile konu olamadan ezilip, gitseydim.
Deprem olmadı. Duvar da yıkılmadı.  Kim koymuştu, giderken hiçbiri yoktu!

Koştum... Yürüdüm. İnan çok yürüdüm. Bilmediğim yollara girdim, kestirme sandım, saptım. Yemin ederim aklımdan yolundan sapmak geçmedi!
Sonra sen oldum dün gece.
Sen olup, kendi değerimi/değersizliğimi görmeye çalıştım dün gece. Onu da beceremedim.
Sen olup, kendimi seveyim bari dedim. Bencil oldum bir anda. Unutup gözyaşlarını kendi derdime düştüm, düşmedim değil. Kalkamadım sonra.
Ben rüyamda seni çok aradım. 
Bulamadım.