7 Temmuz 2014 Pazartesi

Gölge Adam

Ölmek için yaşıyoruz, dedi adam.
Yaşamak için ne kadar da fazla ölüyoruz, dedi kadın.
Gökten bir yıldız kaydı.




Tüm karanlığıyla uyandı adam, güne karanlığını dağıtıyordu ışıl ışıl. Karanlık ışıldar mıydı ? Ama işte, ışıldıyordu.
Kadın uyandı. Kalbinde süveydası. Keşke diye geçirdi içinden, süveyda büyüse karanlık olsam, karanlık olsak biz. O zaman karanlık utanırdı.

Bir yerde bir adam piyano tuşlarını okşuyor,
yaşlı bir el kayıp gidiyor diğer kırışmış bir elden,
bir partizan vuruluyor meydanların birinde,
şair yine cinayet işler gibi şiir yazıyor; elleri şiir içinde,
Dilencinin biri yorulmuş el uzatmaktan, para da istemiyor üstelik,
Bir devlet hastanesi bahçesinde ağlıyor işsiz bir baba…

   İşte tüm bunlar olurken dedi kadın, ben sana yetemem.
   Karanlığı paylaşıp, dağıtmamıza izin ver. Farkında olmadı    onları dışarıdan izleyen ceset. ‘’ Yazık ‘’ dedi, ‘’ gül gibi kız ‘’
Adam karanlık diye kadın bu kadar beyazdı, adam bu kadar susmasa, kadın böyle konuşmazdı. Kadın çok duymasa, adam sağır olmazdı.
Farklı tanımını değiştirecek kadar kendi kimliğiyle özdeşmiş adamdı, kirli sakalları cennet bahçesi olmaya adaydı. Öyle ki; kirli bile sözcük anlamında sapardı.
Titrek elli bu adam ‘’ bak dinledim seni, dokunmadım sana ‘’ dedi. Roller değişti, adam bu kadar sığ konuşmasa, kadın içine içine susmazdı. Sustu kadın. Tenindeki parmak izlerini kendi neşteriyle kazıyan cerrah olmak istedi, kadavra olmak istedi.
Yıldızlar türkü söyleyerek tırmandı göğe,
Parlak bir ninni olsun diye sağır çocuğa…

Adam şehirler gitti.
Şehirleri alıp, cebinde taşıyan biriydi o. Kimi  bir şeye emek verirken görse, o dünyanın en kıymetli hediyesi oluyordu onun için. Titrek elleriyle uzatıyordu kadına. Kadın mahçup gülümserdi hep böyle olunca. Mahçubiyet ki adamın ruhu.
Kadın uçan kuştan, doğan güneşten, gülen çocuklardan, yeşilin kokusundan, mavinin esintisinden, kızılın tonundan, türkülerin tınısından, çaresizlikteki ümit etme kabiliyetinden umutlar toplayıp, gitti adamın kapısına…
Tabi, adam yine kendine.
Adam çekingen.
Adam ki; kainat gibi kalbiyle kainat kadar yalnız.


Eh be adam, yapma
gökten düşüp, yeryüzüne yapıştığım için pişman etme beni,
bileklerim yorgun işçilerdir, susuz… Şiir taşırlar kalbine,
vurulur, düşer galibiyetlerim,
gülmelerim kanar, istemem ki ağzım kırmızıdır, çirkinimdir.

batırıp dişimi damarlarına, nefesimi enjekte etmek istiyorum,
iliklerini koparıp karanlıktan, gel,
beyazım bile kirlensin isterim.
 Etme adam,
Dedi kadın kapı ardından,

 rüzgara söverek gitti.
Adam hiç bu kadar kalabalık olmamıştı. Kalabalığını katledip koştu kadına. Keşke geçmişe dönebilseydi. Dönseydi, kötürüm kalsaydı. Kırılsaydı bacakları, acılarla kıvransaydı, koşmasaydı…

İşte… Elinde bir not, uzanıyordu adam beyaz bir kadının yanında ;

‘’ Uçurtma olup, gökyüzüme kavuştum ben ‘’