8 Mart 2015 Pazar

Mahalledeki Alex

Çocukluktan, gençliğe uzanan bir sevdaydı...

İçgüdüsel bir tutkuyla 5 yaşımda mahallenin çocuklarının peşine düşerek başladı her şey... İsmim söylendiğinde karşısına denk gelen "tuhaf ama futbol aşkı dolu bir kız" oluyordu. Sene 2001... Tüm kadroyu ezberler, futbolcu kartları biriktirirdim. Hiçbir maçı kaçırmazdım. Aman bahsi açılırsa, haberim yok diyemezdim. Ne kadar da ayıptı. Hatta yine ilkokulda o dönemler maç izlerken uyuyakalırdım, annem uyandırırdı "kalk kalk Fenerbahçe gol attı" diye.
Ağlaya ağlaya sevinir, yattığım yeri yumruklardım. Sonra o sevinçle uyuyakalırdım yine.
Çoğunluğu Fenerbahçeli olan birçok erkekle büyüdüm. Bazı günler eve gider, "Forvet eksik, Cansu evde mi?" diye anneme sorarlarmış. Annem anlatırdı.
Alt katımızda oturan çocukluk arkadaşım o zamanlar "Aria" sponsorluğunda olan Fenerbahçe forması hediye etmişti bana. Tuncay Şanlı. :) Büyük gurur ve sevinçle giyer, dolabımın en gözükmeyen yerine saklardım. Bizimkiler sorararsa, ne derdim ? Çok büyük bir şeydi bu, ya geri ver deselerdi ? Olmazdı. Fenerbahçe kimsenin olmasındı.
Yan blokta oturan Abdurrahman Amca bana "Alex!" diye seslenirdi ve ne hoştur ki A/B/C bloklarından büyük, küçük herkes seslendiği kişinin ben olduğunu anlardık. İlkokulda, lisede büyük bir mücadelem oldu kadın futbol takımını kurdurmak için. Hasbelkader, öğretimimin de iki döneminde birden beden öğretmenlerinin hiçbiri sıcak bakmadı kızların futbol oynamasına...
Hani gizli sevdalar vardır, biri engel koyacak olsa, dünyaya karşı koymakla ünleneceksinizdir. Benim de o zaman aklım, fikrim Fenerbahçe olmuştu. Lisede takımı kurdurdum, Müdüre Hanım destek çıkmıştı sağ olsun. Koordinatör olmuştum bizim takıma anlayacağınız.
Sevginin uğrunda bir bedel ödeme zorunluluğunuz var gibi hissedersiniz ya, ben Fenerbahçe'ye borcumu biraz biraz ödediğimi hissediyordum.
Kürt - Türk çatışmasını da görerek büyüdüğümüz dönemlerdi.  Bizim site bir nevi sınır gibiydi. "Kürtlerin orası" derlerdi ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı yere.
Bizim çocuklar - çocuk işte - bağırırlar, Kürt çocukları da taşlardı bizim mahallenin çocuklarını. Bizimkiler evde hep derlerdi; "Bugün böyle yapmışsınız. Ne yapıyor insanlar size ? Günahtır, yapmayın!" Ama çocuktuk işte. Kim aklımıza ne sokuyorduysa, sorgulamıyorduk.
Dut, çağla bahçeleri vardı o insanların bir de. Kürtlerin... Tırmanmak olsun diye - küçükken dağ gibi gelirdi bize - dağlara tırmanır, meyve yerdik. Bazen bağırarak kovalarlardı bizi.
Kaçarken ve tırmanırken elimi hep Fenerbahçeli arkadaşım tutardı. Göğsümüzde armamız vardı o zamanlar; neredeyse her gün. Hoş, elimi hangisi tutsa, Fenerbahçeliydi.
Bir gün Kürt bir teyze seslendi bize. "Oradan düşersiniz, gelin benim bahçeme, ben vereyim size meyvelerimden" dedi. Dediklerini zor anlıyorduk biraz.
Bize dutlarından ikram edip, suyumuzu verip, ailelerimizin merak etmemesi için uğurladı. O gün bize verilecek en güzel ders olduğunu düşündüm 10 sene boyunca. Ne güzel denk gelmişti...
Sırtımızda Fenerbahçe formasıyla, fikir çatışmasının kendimizce üstesinden gelmiştik.
Fenerbahçe çok yaşasındı... Fenerbahçe belgeselleri alır, evde 100. Yıl marşıyla koşturur, balkona çıkar Bursa'nın en işlek caddelerinden birine bakan evimizden haykıra haykıra ''100 yıl önce doğdu şanlı efsane!'' diye marşlar söylerdim.
Paylaştığımız; ekmeğimiz, oyunumuz, eğlencemiz, paramız ve bir de Fenerbahçemiz vardı.
Bursaspor genleriyle doğmuş gibi hissederdik. "E tabi canım, Bursasporluyuz da aynı zamanda söylemeye gerek var mı ? " diye kendimizi teskin ederdik.
Dedem tribün anılarını anlatırdı. Sene bilmem kaç diye başlardı. Bir de benim dedem, görseniz çok yakışıklı adamdır. Emekli olmasına rağmen, her sabah erkenden uyanır, kahveye gidecek olsa dahi saygısından gömleğini giyer, mendilini cebine koyar, kravatını takardı... Herkese saygı duyardı. Bir aralar Ziraat Odası Başkanlığı yapmış, başkan diye bilinirdi. Masallar uydurur, timsahlardan kaçtığını, ağaca tırmanarak son anda kurtulduğunu anlatır, güldüre güldüre uyuturdu bizi.

Kıvırcık saçları, ela gözleri vardı. Vardar Ovası'nda oynarken hayranlıkla izleten karizması da aynı zamanda. Ki, beyaz bir adamdır hala "çökertmeden çıktım da Halil'im" sesini duyar duymaz içimden gelen büyük bir ağlamaktır... Sokağın başında beni görür görmez, heyecanından kapılara dikilen bir ruhu vardı. Dedeme ve dedemin anlattığı Bursaspor'a hayranlıkla yetiştim. Artık sadece tamamiyle bir takıma gönül vermek üzere sözleştim kendimle... Sonra dedem öldü.
Sanki Bursaspor'u bıraktı bana... Sanki Atatürk Stadı'nda yeşile çalan gözleriyle bayrak sallar hala...
Ben lise sona doğru futbolu bıraktım. 10 sene boyunca peşinden koştuğum aşkımın elini radikal bir kararla bıraktım. O güne kadar giydiğim tek yüksek ayakkabı krampondu, şimdi topuklu oldu.
Yürümez be, dedim kendime. Hem meslek, hem böyle bir spor kariyeri... Hem de biraz daha çalışssam, Kadın A Milli'de kadrom hazırdı. Vazgeçmek lazımmış demek ki. Ne yalan söyleyeyim hala içimde kırık bir hevestir.
Kurban olduğumun ülkemde birçok şey gibi futbol da erkek egemen gözüktüğü için vazgeçtim ben. Şimdi böyle, Kadınlar Günü'nde kendimi biraz daha ayrıcalıklı görerek yazıyorum sanırım.
Okul eteğinin altına krampon giyen, mahallenin ''Dişi Alex'i'' topuklu ayakkabı giyiyor şimdi. Abdurrahman Amca bazen ilk görüşte tanıyamıyor beni, gözünün içine bakıyorum ''Alex'' desin diye. Sağ olsun, arada yapıyor inceliğini...
Yani, futbol da hayat gibidir. Hayat andan ibaret olduğu gibi paylaşmaktan ibaret; insanlar bunun pek kalmadığını söylese de...
Futbolu da, hayatı da mayalayan aşk neticede...



Kalbimizin, aklımızın bir köşesinde Bursaspor aşkı beslerken Fenerbahçe marşları söyleyen çocuk ruhumuza,
Dünyanın en güzel zeybeğini oynayan, hayatı, futbolu ve masalları en güzel şekilde öğreten Halil Türedi'ye,
Ela gözlü, kıvırcık saçlı, saygın Halil Başkan'a,
İçindeki şefkati kaybetmeyen, futbolun beraberlik olduğunu, bir takım olmazsa karşı takımın çok da önemi olmayacağını bilen, güzel ruhunu kaybetmeyen Texas Tribününün çılgın çocuklarına
ve hayatı güzel yaşamayı bilen herkese armağan olsun.




* Kininin, kibrinin karanlığından kurtulamayan, ''Bursa Kapalı Cezaevine Hoşgeldiniz Emek Hırsızları'' diye pankart açanlara söyleyecek bir şeyim yok.

Sevgilerimle...
Mahalledeki  Bursaspor Ruhlu Alex