21 Mayıs 2016 Cumartesi

Bu Kez Sen Söyle Ruhi Bey : Nasılım ?

Uzun uzun ekrana bakmaların kadınısın ne de olsa.


Sen Cansu Türedi,Cansu bebek olarak başladın hayata. Senin deyiminle tutkuyla yakaladığın uçurtma ipi bir şekilde, bir kimse ya da kimseler tarafından vuruldu yahut ipi koparıldı ve gökten asfalta hızlı bir iniş yaptın.

Kolaycısın.
Didem'den duyduğun '' Anlatarak bitiriyorum hayatımı, bilmiyorum başka nasıl bitirilir bir hayat '' cümlesine bağlı yaşıyorsun. Fakat kendini anlatmaktan yorulduğun için bunu da bana yaptırıyorsun. Bir akşamüstü iş yoğunluğu arasında yazdığın paragrafta yaptığın gibi '' Bir süre sonra kendini anlattığın uzun cümleler gidiyor, anlamak istese anlayacak nasılsa, tek cümleme tutunacak... '' deyip, susuyorsun.
Tek doğrulara tutunmaktan kangren olmuş bileklerini sararken verdiğin '' ama asla bir daha '' ile başlayan sözleri hiçe sayacak kadar ya unutkansın ya da fazla şapşal.

Masalları dinlemeyi seviyorsun, ama başkalarına gerçek hikayeler anlatıyorsun. Hayat hikayelerini seviyorsun. Masallara değil, hikayelere inanıyorsun. Hikayelerin gerçek kahramanlarına. Ve bir gün gerçek hikayenin asıl kahramanını bulacağın inancıyla yaşıyorsun.

Popüler bir çocukluk geçirdin. Çocuk olduğun için '' canım sıkılıyor '' gibi bir kılıfı kolayca uydura biliyordun. Canın sıkılmıyor, canın yanıyordu, eksiktin; ergen olunca anladın. Eğlenceli, aranan bir çocuktun, ancak hala sevilen bir çocuk muydum sorusuna yanıt bulamıyorsun, bu seni çok düşündürüyor. Hayatın boyunca hatırlayacağın izleri ilkokulda almaya başladın, en büyük zaafın sevgi. Buradan aldın yaralarını ve şimdi bu yaraların bahsini bile yapmıyorsun. 

Hayatını, hayatı bulmak adına adadığını söylüyorsun, bunu da hayatlara dokunarak yapmayı umuyorsun. 

Hayalperestsin.
Sırt çantanın içine dünyayı sığdırdığını, sırt çantanla hayatlar fethedebileceğine inanıyorsun. Bir zamanlar kocaman bir halat alıp, Uzay boşluğundan atlayıp, elindeki halatla sardığın Dünya'yı silkeleyeceğini iddia ettin.

İnsanları görmek için kalabalığa giriyorsun, kendini bulmak için insanların arasında kayboluyorsun. İnsanları, gökyüzünü, denizi görmeyi Orhan Veli'den öğrenmedin ama ''girip insanların arasına, insanları görmeyi '' onunla daha çok sevdin. Bir Garip Orhan Veli'den farksızsın çoğu zaman.

Hayatı içinden çıkılamaz bir şey olarak değil ama içinden çıkaramadığın bambaşka bir dünya olarak görüyorsun. Bunun yaşama umudu olduğuna inanıyorsun. Hayatına ve adımlarına daima bir şiir eşlik ediyor. '' Nasıl taşıyacak bu kız bunca şiiri yüreğinde '' diye kendine sormayı bırakamıyorsun. Ve her şiir mutlak bir yaması oluyor; eksikliklerinin. Eksik olduğundan şiire meylin ve şiire meylin olduğu kadar eksiksin. Hayatın biraz paradoksa eşit.
İçinde tuttuğun sayısız cümle var. Kendine tekrarlıyorsun. Sahibi belli, zamanı belli... Kırmamak için susuyorsun. Sustukça da uzaklaşıyorsun. Bunu da bana bile yüzeysel yazdırıyorsun. Anlaşılmayan olarak kalacağını biliyorsun, biraz cesaretin eksik.
''Duvarlar kendini korumak için örülür,sen başkalarını korumak için örüyorsun '' dedi biri bir gün sana, hak verdin. 

Ait hissedemiyorsun. Bunun özgürlük olduğuna uzunca zaman hak verdin. Tek bir valize, bir ''göçebe'' şiirine, yollara, kaldırımlara, gökyüzüne, bir sırt çantasına ait olmanın güzelliğini ve bir de bunun ağırlığını çok iyi biliyorsun. Gidecek çok yer varken, benim diyebildiğin tek bir yerin olmamasını, bölük pörçük yaşamak demek olduğunu seyahatin; sen biliyorsun...

Fotoğraf makineni uvzun olarak görüyorsun.
İstiyorsun ki kadrajına sığdırdıkların bir yaşamdan haber versin, istiyorsun ki duygunun görselliği olsun. Dışının fotoğrafı rengarenk görülüyor ama içinin parçalanmış fotoğrafını görebilen az. 

Son fotoğrafın ne demek olduğunu ne yazık ki çok iyi biliyorsun. Her gönül bağın olanla yarın görüşecekmişsiniz gibi 
ayrılmanın huzurunu ve hiç görüşmeyecek gibi içten içe burukluğunu aynı anda yaşıyorsun. Son defa sarılarak uyumanın getirdiklerini biliyorsun. Hala yaşam varken sevginin gizlenmemesi gerektiğini ve yaşatmak umudunun ölümden daha ciddi olduğunu savunuyorsun. Hala vakit varken sevdiklerinin parmak izlerini sakladığın bir defter hazırlıyorsun. Böylelikle tenlerinden ve varoluşlarından bir izi ölümsüz kılıyorsun kendince.
30 yaşına mektuplar yazıyorsun. 

Bir akşam, nefes darlığıyla uykundan uyanıp, ardından bırakacağın satırları kaleme aldın. Arkandan bir şeyler bırakmak istedin çünkü bir şey demeden gitmeyi kendine yakıştıramadın. Dünyaya küçük de olsa bir iz bırakmak, bu izle arada sırada akla gelmek istiyorsun. '' Sınırlarımı ve sınırsızlıklarımı kendim belirlediğim dünyamdan gaddar dünyanıza yazıyorum '' diye başladığın mektubu gittiğin her yere ''bugün son günse? '' şüphesiyle yanında götürüyorsun. 

Kişileri içinden silebildiğini söylüyorsun ama hatıralarına zeval getirmemek için yeni anılara müsaade etmiyorsun.

Süper gücünün merhamet aşılamak olmasını istiyorsun. Dünyada insanın başına gelen her şeyi sevgisizliğe bağlıyorsun. İnsanın yegane imtihanının evvela insan olmak, sonrasında sevgi olduğunu düşünüyorsun. Buna da sıkı sıkıya bağlısın.
Sevmek adına fikirler üretiyorsun. İnsanın sevgiye kafa yorması gerektiğini, bir de büyük insan olmak için iyi insan olmanın büyüklüğünün unutulmaması gerektiğini söyleyip duruyorsun.
Bir fikrin, bir şiirin, bir bakışın ve bir sevinin dünyayı olmasa da hayatları değiştirebileceğini biliyorsun. Ve dünyayı değiştirmeye başlamanın birinci adımının hayatlara dokunmak olduğunu...

Duaların gücüne inanıyorsun ve gerçekten istemenin dua gibi olduğuna.

Bir gün alzheimer olacağını düşünüyorsun. Unutmak değil belki ama tek bir şeyi sürekli hatırlamaktan korkuyorsun.



Sen Cansu Türedi, kendini uzaktan izlemeyi, yermeyi, elinden tutup kaldırmayı öyle çok seviyorsun ki tüm bunları bu yüzden yazdırıyorsun bana. 

Beklemeyi, beklerken sabretmeyi,
ışığını söndürmemeyi,
umudun kalbin destekçisi olduğunu,
yaşamı kucaklamayı,
duaların gücüne inanmayı,
yaralarına rağmen, yaralarınla güzelleşerek sevmeyi,
yargısız olmayı,
hikayelerin başını okşamayı,
şiirlere sarılmayı,
ağız dolusu gülmeyi,
yarının bir ihtimal olduğunu,
kalbin kırılabilir olduğunu,
gülmenin telafisi olduğunu; birçok şeyin,
merhameti,
vicdanınla karar almayı,
asıl gücün insanlık olduğunu ve vefayı unutma hiçbir zaman.

Sen busun.
Başını yaslayacak şefkatli bir göğüs, kandil gecelerinde kanatlarına tutunacak bir Peygamber aradığın bir akşamda bunları yazdırdın.
Unutacak olursan, oku.
Kendine uzaktan bakmaların kadınısın ne de olsa.